Gonzago’nun Öldürülüşü

Bulgar oyun yazarı Nedyalko Yordanov’un Gonzago’nun Öldürülüşü Shakespeare’nin Hamlet oyunundaki oyuncular sahnesini merkeze alan, iktidar, kumpas, casusluk, ihanet, güç zehirlenmesi gibi temaları hicveden bir komedidir.

Oyunun konusu: Aklını kaybettiği düşünülen Hamlet kafasını dağıtsın diye Elsinore Sarayı’na bir tiyatro kumpanyası davet edilir. Onlardan Hamlet için bir oyun oynamaları istenir. İflas etmiş, yerleşik tiyatrolarını kaybettikleri için seyyar tiyatroya dönüşen topluluk Saraya davet edilmeyi yeniden yerleşik tiyatro kurmak için büyük bir şans olarak görürler.

Bu seyyar tiyatro topluluğunun seçtiği oyuna Hamlet küçük bir ek yapmak istediğini bildirir, topluluk kabul eder.  Ancak Hamlet’in babasının katilini bulmak için bu oyunu krala karşı kullandığını fark etmez. Ve kral oyuna verdiği tepkisiyle katil olduğunu gösterir. Hamlet amacına ulaşmıştır ama oyuncuları kralın hışmından korumaya gücü yetmeyecektir, çünkü ülkesinden uzaklaştırılacaktır.

Nedyalko Yordanov’un Gonzago’nun Öldürülüşü adlı oyunu, Shakespeare’in dünyasına içeriden bakan bir komedi: Casusların, dalkavukların ve oyun kurucuların iç içe geçtiği, saraydaki her alanın bir başka gizli dinlemeye açıldığı, çıkışı olmayan bir labirent. Dinleyenle dinlenenin birbirine karıştığı, sınırların gitgide bulanıklaştığı bu oyun da “çürümüş bir şeyler var Danimarka’da” demeye devam ediyor.

Yazan: Nedyalko Yordanov

Çeviren: Hüseyin Mevsim

Yöneten: Kemal Aydoğan,

Dekor Tasarım: Bengi Günay

Kostüm Tasarım: PCFG

Işık Tasarımı: İrfan Varlı

Afiş Tasarım: İlknur Alparslan

Şarkı: Tolga Çebi

moda sahnesi TV: Halil Serhan Köse

Asistanlar: Ayşe Sinem Kayır, Mesut Karakulak, Sevda Yeliz Nar

Oynayanlar:

Esra Kızıldoğan, Barış Yıldız, Sedat Küçükay, Uluç Esen, Elif Gizem Aykul, Mehmet Tekatlı, Talha Kaya, Mehmet Solmaz, Hakan Kargidanoğlu, Sevgi Temel

Dış Ses: Onur Ünsal, Gürsu Gür, Melek Ceylan

 

Komedi

Süre : İki perde

PROVA NOTLARI

10.11.2025 – Prova Günlüğü

Selamlar selamlar!

Yukarıdaki tarihe aldanmayalım, bugün aslında ilk prova günümüz değil. Eylül ayının başında iki kez buluşup çoktaan başlamıştık sürecimize. (O günlerin fotoğraflarını aşağıda görebilirsiniz). Bugün ise Gonzago’nun Öldürülüşü provalarımıza son sürat devam etmek üzere 13.00’te moda sahnesi’nde toplanıyoruz. Aradan geçen zamanda hem birbirimizi hem oyunumuzu çok özlemişiz; tüm heyecanımızla ve hevesimizle bir aradayız. Biraz sohbet muhabbet edip fuaye alanına geçiyoruz, burası şimdilik bizim Elsinore sarayımız. Hemencecik başlıyoruz provamıza. Sarayın yüksek tavanları, kalın sütunları, içeri girer girmez cezbediyor seyyar tiyatro oyuncularımızı. Onlar alanı keşfederken fuayenin yüksek tavanlarında büyüdükçe büyüyor kahkahalarımız. Oynadıkça konuşuyor, konuştukça oynuyoruz. Peki kimler bu gezici kumpanyanın mensupları derseniz hemen tanıtalım sizlere. Hayali yerleşik tiyatro kurmak olan tiyatro müdürü Charles, hiçbir koşulda lafını sakınmayan Elizabeth, Charles’ın meyhanede tanıdığı Emilia, babasının kellesinin alındığı saraya ilk kez gelen Benvolio, potların ve çıkarcılığın üstadı Henry. Ha bir de suflör. Onu hep unutuyoruz. Bu altılı Danimarka Prensi Hamlet’e oyun oynamak üzere sarayda. Ne oynayacakları henüz belli değil, başlarına neler geleceği de. Hep beraber izleyeceğiz ve dinleyeceğiz neler olacağını. Yarın görüşmek üzere!

11.11.2025 – Prova Günlüğü

Merhabalar!

Yağmurlu bir sabahta buluşuyoruz bugün. Dün kaldığımız yerden devam ediyoruz. Seyyar kumpanyamızın maiyete sergileyeceği oyunu da öğreniyoruz: Gonzago’nun Öldürülüşü! Biz öğrenmeden öğrenen birileri vardır elbet, ama biz yine de metnin içeriği ya da çağrışımları hakkında bir şey demeyelim şimdilik, malum yerin kulağı var. Her yerden bir dinleyen çıkabilir. Perdenin arkasında, merdivenin başında, her köşede bir dinleyen, itaatle kulak kabartan birileri olabilir. Yani kısaca her yerde bir Polonius olabilir demek istiyoruz. Dolayısıyla, diyoruz, herkesin nerede ne konuştuğuna çok dikkat etmesi gerekir;  her an dinlenebilme ihtimalinin tedirginliğini bedenlerinde taşıyor olmaları gerekir. Polonius’un Emilia’ya dediği gibi: “Bu krallıkta hiçbir şey gizli kalmıyor. Dedikoducu ve muhbir dolu ortam.”

Provanın ilk yarısında sahne çalıştıktan sonra ikinci yarısında birinci perdenin akışını aldık, bu da tarihe not düşülsün isteriz. Nazar boncuklarınızı esirgemezseniz çok seviniriz, yarın görüşmek üzere!

 

12.11.2025 – Prova Günlüğü

Selamlar!

Bugün yeniden 13.00’te provaya başlamak üzere toplanıyoruz, bugünkü odağımız ikinci perdeyi çalışmak. Biraz karakterler hakkında konuşarak başlıyoruz. Elizabeth dışındaki hiçbir karakter göründüğü gibi değil diyoruz,  onun dışında herkesin bir maskesi ve çıkarına göre hareket etme durumu var. Yalnız o kendi gibi davranıyor, bu da tabii tedirgin edici olabiliyor diğer karakterler için. Örneğin Horatio’yla olan bir konuşmalarında Horatio sürekli sessiz olmasını salık veriyor Elizabeth’e çünkü Elizabeth adeta bir el bombası, üstelik pimini yalnızca kendisi çekebilir. Bu güvensizlik ortamında oportünist karakterlerimizin yapabileceği tek bir şey var: rengini belli etmemek ya da var olan renge uyum sağlamak. Eee, ne diyor Polonius: “Herkesin kambur olduğu bir ülkede ya kambur olman veya hiç değilse kambur gibi görünmen gerekir.” Bu kamburluktan nasibini almamış Elizabeth. Neyse diyelim, kumpanyamız oyuna hazırlanırken, sarayın koridorlarında türlü oyunlar dönerken bitmek tükenmek bilmeyen bir top sesi var dışarıdan gelen. Yahu bu kral da ne çok kadeh kaldırıyor diyebiliriz tıpkı oyuncularımız gibi ancak işin rengi galiba artık değişti.

Ufak bir mola verip yeniden provamıza dönüyoruz, bu sefer de geldiğimiz yere kadar bir akış alıp günü kapatıyoruz. Yarın görüşmek üzere!

 

 

13.11.2025 – Prova Günlüğü

Hadi bugüne bi halk fıkrasıyla başlayalım.

Bir gün yayvan ağızlı yeşil kurbağa ormanda dolaşıyormuş. Meraklıymış da, her gördüğüne “Sen kimsin, ne yersin?” diye soruyormuş.

İlk önce tavşana rastlamış:
— Sen kimsin, ne yersin? demiş.
Tavşan cevap vermiş:
— Ben tavşanım, havuç yerim.

Sonra tilkiye gitmiş:
— Sen kimsin, ne yersin?
Tilki:
— Ben tilkiyim, tavşan yerim, demiş.

Kurbağa ilerlemiş, bu kez leyleğe rastlamış:
— Sen kimsin, ne yersin?
Leylek de gagasını düzeltip:
— Ben leyleğim, yayvan ağızlı yeşil kurbağa yerim, demiş.

Kurbağa hemen ağzını küçültüp, tiz bir sesle:
— Aaa öyle miii, ben de küçük serçeyim, demiş.

Bugün hava güneşli, neşemiz yerinde. İkinci perdeyi de bitirmeye niyetliyiz, üstüne bir de büyük salondayız. Daha ne olsun diyor ve çalışmaya başlıyoruz. Artık oyun günü geldi çattı, kral ve maiyeti salonda yerlerini aldı, oyuncularımız kuliste. Ama ekip çatırdıyor, Charles da bütünlüğü korumaya çalışıyor. Çıkacağız, oynayacağız, paramızı alıp gideceğiz, bu kadar! Oyun başlıyor başlamasına ama sonra işler karışıyor tabii. Hoop bir anda celladın yanında bitiveriyor oyuncularımız. İşte yayvan ağızlı geniş kurbağalar tam da burada ortaya çıkıyor. Tüm süreçte gıkı çıkmayan suflör güçten yana oluyor, yalnızca devlete yarayacak gerçeği kurmak üzere orada olduğundan habersiz kendini yüceltmeye çalışıyor. Bu sahnenin matematiği hakkında konuşuyoruz, çok dinamik. her şey otomatik, diyoruz. Götür-getir-adınız ve mesleğiniz-götür-getir döngüsünde işleyen kusursuz bir makine. Savaşlar da çıksa, krallar da değişse, o makine hep orada olacak gereken gerçeği kurmak üzere.

Bugün fıkrayla başlayıp bilmece gibi bitiriyoruz günlüğümüzü, yarın neler olacak göreceğiz. Hoşçakalın!

 

14.11.2025 – Prova Günlüğü

Hanımefendiler Beyefendiler, Selamlar!

Bugün ilk haftanın son gününden sesleniyoruz sizlere. Günün menüsünde önce ikinci perde vardı, stüdyoya geçer geçmez baştan sona bir akış alıyoruz. Ardından ufak bir çay molası verip birinci perdeyi de aynı şekilde alıyoruz. Bu haftaki prova oyunu kabaca görmemizi sağladı, artık detaylara bakmamız gerekiyor, diyor ka ve haftaı bi ödevle kapatıyor: Tüm oyuncular rolleriyle ilgili metni didik didik taraycaklar ve hem kişilik özelliklerini hem de fiziksel özelliklerini çıkaracaklar, bir de sahnede bulunma amaçlarını. Böylece hem kendi rollerini hem de diğer rolleri tanıyacaklar ve “ona rağmen değil onunla birlikte” oynama hali gerçekleşecek.

İki perdeyi de akıttığımıza göre artık yorulduk, yemeğe çıkıyoruz. Şirreti Evcilleştirmek turnesine gidecek oyuncularımıza iyi yolculuklar dileyip haftayı da günü de böylece kapatıyoruz.

Önümüzdeki hafta görüşmek üzere!

18.11.2025 – Prova Günlüğü

Yeni bir haftadan selamlar!

Üç günlük bir tatilin ardından provaya geri dönüyoruz. Günlük yazarı asistanımız -ayşe- hasta olduğu ve provaya katılamadığı için oyunumuzun diğer asistanları Mesut ve Sevda’nın notlarından öğreneceğiz bugün neler olduğunu. Buyrun beraber bakalım neler konuşulmuş:

Postmodern bir oyun oynadığımızdan bahsedilmiş. Ancak sıradan bir postmodern metin değil, Hamlet’in hareketine benziyor, bu hareketin içine de hem kendi dünyasını hem de Shakespeare’i yerleştirmiş yazarımız Nedyalko Yordanov. Büyük bir iktidar mekanizması var ve bunun insan üzerindeki etkilerini görüyoruz. Bunun bir örneği oyuncuların saraya girişi. Artık yeni bir değerler sistemine giriyorlar, belirlenmiş bir alana. Bu alanın oyuncuların bedenlerinde taşıdıkları bir gerilimi var. Kolayca hareket edebilecekleri bir yer değil, nasıl davranacaklarını bildikleri bir yer de değil, tıpkı tüketmeyi bilmediğin bir burjuva restorana girmek gibi. Hem gergin, hem hayranlık uyandırıcı, bir anlamda da tehlikeli.

Ardından oyunumuzdaki karakterlerin ise Shakespeare metinlerindeki karşılığını bulmamız gerektiği konusuna geçilmiş. Ancak şunu unutmamalıyız, bütün karakterler yazarın çarpıttığı, değiştirdiği, dönüştürdüğü biçimiyle yer alıyor metnimizde. Örneğin Ophelia Hamlet’te daha itaate uygun, babanın sözünden çıkmayan bir Ophelia’yken bizim metnimizde meraklı, kendi gücünü de gördüğümüz, iktidarın gücünün ve şiddetinin farkında. Dolayısıyla ana metindeki rolleri bilmemiz ve bizim metnimizde uğradıkları fiziksel ve zihinsel sapmaları tespit edebilmemiz gerekir denilmiş.

Bugün yalnızca belirli birkaç sahne çalışılmış, bu hafta çoğunlukla bu şekilde ilerleyeceğiz.

Sağlığınıza çok dikkat ediniz, yarın görüşmek üzere!

 

19.11.2025 – Prova Günlüğü

Hadi bugün biraz Horatio ve Polonius hakkında konuşalım. Provaya katılamadığım ikinci gün, uzaktan uzaktan okuduğumuz kadarıyla konuşacağız mecburen.

2 tane klik* var oyunumuzda. Biri Claudius tarafı diğeri ise Hamlet tarafı. Claudius’un uygulayıcısı Polonius – ona yalnız uygulayıcı demek hiç doğru olmaz zira kendisi tam bir oyun kurucu ve pragmatist bu oyunda-, diğer tarafın uygulayıcısı ise Horatio. Evet bildiğimiz Horatio. Bu iki isim de çarkın çeşitli yerlerinde, ancak ikisi de kendi stratejilerinde. Polonius daha performatif mesela, dışlak. Bir yönetici performansı var icra etmesi gereken. Horatio ise malzemenin kendisine dönüşmüş, onda zorlamaya performansa dair bir durum yok. İkisi arasında bir eğitim ve çağ farkı da var tabii, birine eski akıl birine modern akıl demek sanıyoruz yanlış olmaz.

Prova akışına bakacak olursaaak, 13.00’te stüdyoda toplanılarak provamıza başlanmış, planlanan sahnelerin üstünden teker teker, hem karakter motivasyonları hem yazarın dünyası hem de iktidar dinamikleri açısından konuşa konuşa oyunumuzun inşasına devam edilmiş. Bize de bu heyecanlı süreci yazmak düşüyor…. Görüşmek üzere!

*klik – (fr. Clique), ortak çıkarlar, görüşler veya amaçlarla bir arada tutulan kişi

 

 

20.11.2025 – Prova Günlüğü

Bugün fuayeden yükselen müzik sesleriyle başlıyoruz güne. Hepimizde fazladan bir neşe. Prova öncesi çay sohbetimizin konusu müzik oluyor böylece. Neşemizi, keyfimizi, sıcak çayımızın ağzımızda bıraktığı tadı cebimize koyup 13.00’te stüdyoya geçiyoruz.

Bugün Elif Gizem’den Emilia karakterinin imgesine uygun kıyafetler getirmesini rica etmiştik, bunun provaya olumlu etkilerinden konuşuyoruz. Oyuncularımız bir nevi “tip” oluşu sebebiyle imgelerinin canlanması konusunda bu tip pratiklerin faydalı olduğunun altını çiziyor ka. Oyunun dünyasında gezinmeye devam ediyoruz. Polonius başı çekmek üzere herkes yalan veya manipülasyon ile ötekini yönlendirme peşinde. Koca bir satranç tahtasındayız adeta. Yazıldığı dönemde belki bu kadar tanıdık değildi diyoruz; ancak günümüzde yalan mekanizması, yalanın bir yönetim aygıtı olarak kullanılması bilgisi hepimizde var. Postmodern çağın getirileri…

Dün iki klikten bahsetmiştik, bugün de oyunun içinde iki tür oyunun varlığından söz ediyoruz: Bir yanda dönen günlük oyunlar -genellikle oyuncular arasında, kıskançlıklar, flörtleşmeler, kısaca günlük dertler; diğer yanda ise iktidar oyunları… Bu ikisi ayrı bağlamlar, bu iki farklı zeminde hareket eden karakterlerin de iletişimde uyuşmaları zor oluyor haliyle. Örneğin Charles ve Horatio’dan bir ufak diyalog alıntısı kulak misafiri olduğumuz:

  • Polonius da biliyor.
  • Bildiğini biliyorum.
  • Bildiğini bildiğini bilmiyordum.
  • Ben ise bilmediğini biliyordum.
  • Ne biliyordun?
  • Ya sen neyi bilmiyordun?

Böyle uzayıp giden diyaloglarında ikisinin de aklında bambaşka bir konu var odakta diyoruz.

Peki biz neyi biliyoruz? Ya da neyi bildiğimizi bilmiyoruz? Günler geçsin, öğreniriz elbet. Ne demişler; yerin kulağı var, elbet bize de döner dolaşır gelir saraydan haberler…

21.11.2025 – Prova Günlüğü

Selamlar!
Bir Cuma’ya daha çabucak geldik yine. Bugün havada müthiş bir bahar havası var, bugünün neşesinin bir kısmı da buradan geliyor. 12.30’da toplandık, 13.00’te provaya başlamak üzere stüdyomuza doğru yol alıyoruz. Dün Polonius’un sahip olduğu bir güvenlik probleminden bahsediyorduk, bugün aynı şeyi oyuncu arkadaşlarımız için söylüyoruz. Patron ortada yok, Emilia ortada yok, prova yapılacak; nerede bu patron diye soruyor Henry. Oradan da kopuyor gümbürtü. Bizim kendinden hırçın Elizabeth’imiz, Henry’e ağzının payını veriyor. Konu dönüyor dolaşıyor soytarılığa geliyor. Henry, kral maiyetine girmek için soytarı olmanın yollarını ararken Benvolio’dan bilgi almaya başlıyor. Benvolio’yu müracaat mercii sanıyor da olabilir, zira Henry’den her şey beklenir. Biz de Benvolio’dan duyduklarımızı aktaralım, böylece kral soytarıları ne yapar ne eder öğrenelim. Bir kere, soytarılar aslında maiyetin ve halkın kral hakkında yaptığı tüm dedikoduları toplayıp krala söylemeye cüret eden tek kişi. Kral yanında bir soytarı tutarmış ki hakkında dönenlerden haberdar olsun. Benvolio ekliyor, bir nevi müzmin muhaliftir soytarı. Henry başta para için muhalif olmaya yanaşsa da, sonra yeni kuşak soytarı olmaya karar veriyor: just entertainment baby!!, dalkavuk soytarı. Bunu duyan Elizabeth artık patlıyor, e insanın bu derece düşüklüğüne ancak bu kadar tahammül edilebilirdi zaten!
Ardından sahnenin devamına bakıyoruz, mini bir ara veriyoruz ve ikinci perdeden bir sahne çalışmak üzere tekrar toplanıyoruz. Bu sefer maiyetin karşısındayız, oyunumuzu oynuyoruz. Oyuncuların tüm ciddiyetleriyle oynamaları komediyi doğuracak diyoruz. Her şeyi ciddiye almamız komik, çok ciddiye almamız daha da komik. Ekstra bir komedi üretme çabasına girmemize gerek yok diyoruz. Sahnemizi çalıştıktan sonra planladığımız saatten erken bir saatte provamızı tamamlayıp yemeğe çıkıyoruz. Günü de haftayı da böylece kapatmış oluyoruz. Haftaya görüşmek üzere!

 

24.11.2025 – Prova Günlüğü

Merhabalar!

Üçüncü haftamıza giriş yapmış bulunmaktayız. Bugün Büyük Salon’dayız. Keyfimiz yerinde, her şey yolunda, ilk perdenin sahnelerine çalışarak haftanın siftahını yapıyoruz.  Elsinore Sarayı’nı fuayeden salona taşımış oluyoruz böylece. Zemine adım attığınız anda, diyor ka, sandığı filan unutuyorsunuz, mekanın büyüsüne kapılıyorsunuz. Mekanla ilişkileniyorsunuz, keşfedebileceğiniz her alanı keşfetmeye odaklanıyorsunuz.

Ardından sahneleri teker teker almaya ve burada diyalogları seriliğine, hareket ve replik dengelerine odaklanıyoruz. Detaylı bir çalışma oluyor bizim için. Ardından bir çay molasına çıkıyoruz.  Oyuncularımızın bir kısmını üst katta ezber almaya yollayıp Emilia ve Ophelia ilişkisine odaklanıyoruz. Bu ikilinin birbirini sevme nedenleri hakkında konuşuyoruz. Aralarındaki ilişkinin en temel dinamiklerinden biri kendilerinde olmayanın ötekinde olması. Ophelia için Emilia çok cezbedici çünkü onun özgür bir hayatı var ve dışarıda, özgür. Emilia için ise Ophelia’nın sempatikliği henüz yolun çok başında olması ve masumiyetinden ileri geliyor. Baş başa kaldıkları ilk anda tabii ki mesafelerini koruyorlar ancak diyalogları ilerledikçe muhtemelen ikisi için de çok kıymetli olan bir bağ kuruluyor aralarında.

Su gibi akıp geçen günün ardından saatlerimiz 17.00’yi gösterdiğinde bugünlük paydos diyor, yarın bu ikilinin sahnesiyle başlamak üzere sözleşip provamızı noktalıyoruz.

Yarın görüşmek üzere!

 

25.11.2025 – Prova Günlüğü

Selamlar!

Emilia kendisine verilen görevi tamamlamış olarak kumpanyanın yanına dönüyor. Dönerken de bir şarkı mırıldanıyor; yalnız biraz hafif meşrep bir şarkı bu, öyle herkese göre değil yani. Onu takip eden biri var galiba. Kim o arkasındaki? Adeta minik bir Polonius; babasından gördüğü kadarıyla ama bir o kadar da saray adabına yakışmayacak şekilde Emilia’yı takip eden Ophelia! Ophelia’nın aklında tek bir soru var, sormaya çekindiği; Emilia’nın “Dümdüz sorun” telkinine rağmen sormaya cesaret edemediği. Tam da dün bahsettiğimiz masumiyet konusuna tekrar değiniyoruz burada.

Muhabbet ilerliyor, Emilia tam da Polonius gibi nasihat veriyor Ophelia’ya. Bu tabii Ophelia’nın içindeki oyunculuk ateşini harlıyor; başlıyor baba taklidine. Öyle bir performans ki bu, yalnız lafta değil, etrafı kolaçan edişine kadar, Polonius’un “Yok yaw!”larına kadar… Tam bu sıralarda ekibin geri kalanı da sahnede toplanıyor. Hazırlıksız yakalandıkları Polonius performansını görünce kahkahalar sahneden yükseliyor.

Charles’ımız bugün biraz gecikmeli katılacak aramıza. Biz de onu beklerken çalışmaya devam ediyoruz ama neredeyse her sahnede olduğundan kilitleniyoruz tabii. Bir çay molasına çıkıp onu beklemeye başlıyoruz. Barış aramıza katılır katılmaz da sahneye geçiyoruz. “Bir geldi pir geldi” lafı tam ona göre bugün. Tek başına gelmemiş; yanında atlarını, ejderhalarını da getirmiş. Anlayacağınız, kadroyu genişlettik bugün.

16.00’da sahneden çıkış yapıp yemeğe geçiyoruz; yarın repoyuz. Tabii reponun ne kadar repo olacağı meçhul, hepimiz bir şekilde birbirimizi arayıp ‘Şu sahne vardı…’ diyecek gibi duruyoruz.

27.11.2025 – Prova Günlüğü

Bugünnn Horatio ve Elizabeth’teyiz. Birbirilerine sempati duyan ve farklı temsiliyetleri taşıyan bir ikili var karşımızda. Horatio zıpır, kolejli, saray çocuğu; Elizabeth ise bildiğimiz gibi. Tam da o nedenle Elizabeth Horatio’ya şaka yaptığında Horatio neye uğradığını şaşırıyor. Anlayışları biraz farklı galiba. Bu şakanın kulak üstünden yapılması da iyi bir mecaz çünkü dinleme ve casusluk etrafında “kulak” oyunda önemli bir temamız. Herkes birbirini dinliyor, herkes de birileri tarafından dinleniyor. Yalnız dinlemekle de kalmıyorlar, herkes birbirini takip de ediyor, hem de benzer jestlerle. Bu saray hakikaten bir labirent diyor vee devam ediyoruz. Bugün Charles’ımız provaya biraz gecikti, o gelene kadar çalıştığımız sahnelerin hepsinin sonunda da tesadüfen Charles’a bir seslenme var. Gözlerimiz yollarda kalıyor, neredesin Charles derkeeen sahneye giriş yapıyor.

Bugün bir ekip fotoğrafı çekilelim istiyoruz. Sahneye bakıyoruz, Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri dekoru var. Hemennn mikrofonun etrafına toplanıyoruz, sen kavga ol sen dönüşüm, hazırsanız 3-2-1! Fotoğrafımızı çekiyoruz, Onur’a selamlar; dekorunu biraz işgal ettik diyoruz. Eee bize belli olmaz; bir bakarsınız Elisnore’dayız, bir bakarsınız Edouard Louis dünyasında. Bugünlük de böylece paydos diyoruz, yarın görüşmek üzere!

 

28.11. 2025 – Prova Günlüğü

Bugün celladın yanındayız. Biraz cellatlık hakkında konuşacağız. Muhtemelen, diyoruz, cellat çok alışmıştır cellatlığa. Artık o kadar normal ki onun için; kuruyemişini de yer sorguya çekerken, soğuk şakalarını da yapar, güvenir de kendine çünkü krallar gitse de o hep yerinde. İstediğini söyletene kadar, gerçeği -devletin işine yarayacak gerçeği tabii ki- ortaya çıkarana kadar devam edecek hep yaptığını yapmaya.

Bunları konuşa konuşa provaya devam ederken bir anda kapı açılıyor! Othello ekibi mi o? Provamızı ziyarete gelmişler; kendilerini ağırlıyoruz, biraz sohbet edip onları da kendi provalarına yolcu ediyoruz. Ve devam ediyoruz. Gün çabucak bitiveriyor, haftanın da sonunu getiriyoruz böylece.

Önümüzde uzunca bir repo var, dönüşünde görüşürüz!

 

01.12.2025

Bugün kayıt günü a dostlar! Hamlet, kral, kraliçe, Ophelia, Polonius ses kaydı için stüdyoda yerlerini alıyor. Onur Hamlet’te – kendisi biliyorsunuz eski Hamlet’lerden- , Gürsu kralda, Melek ise kraliçede bizimle beraber. Ophelia ve Polonius’u zaten biliyoruz. Vee tabii ki Kuko’suz olmaz, biz kayıt alırken babasının yanında sakin sakin uyukluyor. Kendilerine çok teşekkür ediyoruz, kaydı bitirip yukarı çıkıyoruz. Ekibimizin kalanı için repo devam ediyor, 4 Aralık’ta görüşmek üzere!

04.12.2025 – Prova Günlüğü

Selamlar!
4. haftamızın ilk provasındayız, günlerden Perşembe. Anlayacağınız, bu haftanın başı sonu bir olacak. Beş günlük reponun ardından provayı da oyunu da çok özlemişiz; hızlıca sahneye geçiyoruz. Cellat sahnesiyle başlıyoruz. Cellattan daha önce bahsetmiştik, artık onu tanıyoruz. O istediği gerçeği kabul ettirmeye çalışadursun, içeriden çığlık sesleri yükseliyor ve bıçak gibi kesiyor diyaloğu. Suflör dehşetle kulak kesilirken cellat ise sanki hoş bir sedaymış, bir operaymış gibi keyifle dinliyor zindandan taşan sesleri. Tüm bu şiddete rağmen Charles’ın ağzından istediği cevabı alamıyor. Tam bu noktada Emilia geliyor; kraldan özel izin belgesiyle, Charles’la beş dakika konuşmak üzere. Charles’ı ikna etmeye çabalıyor, ona karşı kralını savunuyor. Peki, acaba bu kadar savunduğu kralı onun için neler planlıyor? Yakında göreceğiz.

Bugün tiyatroda tatlı bolluğu var; her gelen bir şeyler getirmiş: baklavalar kurabiyeler, pastalar… Biz de ufak bir ara veriyoruz. 2 Aralık Esra’nın doğum günüydü; pastamızı tatlımızı yiyor, çayımızı içiyor, tekrar sahnede toplanıyoruz.

Geldik bugünün en heyecanlı kısımlarından birine. Pazartesi aldığımız ses kayıtlarını ilk kez duyacak oyuncularımız. Hem onların aşina olması hem de teknik detaylar için oyun sahnesini de çalışıyoruz. Haftanın ilk provasını böylece kapatıyoruz. Yarın haftanın son provasında görüşmek üzere 🙂

 

 

05.12.2025 – Prova Günlüğü

Hazırsak, bugün günlerden Ophelia! Saat 13.00’te Sevgi ile birlikte provaya geçiyoruz. Onun son sahnesini -delirdiği, artık kendinde olmadığı halini- çalışarak başlıyoruz. Dağılan beden, dağılan dil… Hepsi Ophelia’nın intihara sürüklendiğini açık eder nitelikte.

Bunun yanında Emilia’nın ona öğrettiği şarkıyı da artık açık ediyor. Başta, “söylemeden söylemenin üstadı” olan Shakespeare’e uygun davranıyordu; Emilia ile imaları kapalı söylüyordu. Şimdi ise her şeyi açık seçik ifade ediyor.

Burada Yordanov’un aslında Ophelia’yı yorumladığından söz ediyoruz. Shakespeare’e yakın bir yerden geçiyor ama daha grotesk bir şekilde. Grotesk demişken biraz da soytarılardan bahsediyoruz çünkü sahnede bir tür soytarılık hali de var. Kralların tacı yukarı doğruyken soytarınınki aşağı kıvrılmıştır, diyoruz. Göklere çıkan iktidarı alaşağı edip yeryüzüne indirdiğinden söz ediyoruz. Buradan Henry’e de selam yollayalım: Kendisi tarafından icat edilen  yeni model “dalkavuk soytarı”, gördüğünüz üzere pek gerçekçi değil.

Shakespeare’in çıldıran, deliren insanlarının hepsi insaniyet bildirir bize; egemenin şiddetine dayanamazlar ve dağılırlar, diyoruz. Ophelia’nınki de böyle: bir soylu parçalanması aslında.

Kısa bir “Asmam Çardaktan” molası veriyoruz. Ophelia’nın diğer sahnelerine çalıştıktan sonra tüm ekiple bir çember oluşturuyoruz. İkinci perdeyi baştan sona oturduğumuz yerden oynuyoruz. Böylece hem ezber oturuyor hem de dinleme–yanıt verme pratiği yapmış oluyor oyuncularımız. Tıpkı oyunumuz gibi, birçok karakterimiz gibi, bugün de kulak merkezli bir egzersiz yapmış oluyoruz. Derken saat 17.00 oluveriyor. Haftaya paydos diyip yemeğe geçiyoruz. Pazartesi görüşmek üzere!

 

08.12.2025 – Prova Günlüğü

Provanın beşinci haftasından merhaba!

Bugün birinci perde günü. Fuayedeyiz, hep birlikteyiz, başlıyoruz çalışmaya. Oyuncular bildiğimiz gibi, Henry kendini yüceltme peşinde, Emilia ile Elizabeth limoni, Benvolio ileri görüşlü, Charles parasının derdinde, suflör kendi halinde. Bu ekipte herkesin niyeti, amacı, yönelimi başka. Altı benzemez bir arada, oyunu güzel yapan şey de bu, diyoruz.

Oyuncuların sahnelerini çalışırken metnin içine iyice yerleşerek oyunlarımızı buluyoruz, bolca eğleniyoruz. 1. Perdeyi baştan sona alıp mola veriyoruz.  Prova arasında herkes telefonlarında, neden diye soracak olursanız bugün biletlerimiz satışa çıktı! Eşe dosta duyuruyoruz, sizden de ricamız duyanlar duymayanlara söylerse çok seviniriz.

Sahneye döndüğümüzde bugün çalıştığımız yerleri pekiştiriyoruz, günü de böylece kapatıyoruz. Yarın sahne tasarımımızın bir unsuru daha geliyor, heyecanla yarını bekliyoruz.

 

09.12.2025 – Prova Günlüğü

Selamlar!

Bugün oyun zeminimiz geldi ve büyük salondayız. Bunun heyecanı ve neşesiyle toplanıyoruz sahnemizde. Oyuncular girdi, Polonius da onları ziyarete geldi, herkesi iyice bir tartıyor. İleride kendi işine yarayabilecek yumuşak karnı bulmaya çalışıyor. Buldu da diyebiliriz aslında, bunu ileride göreceğiz.

Elizabeth yine kıskançlık krizinde, sarayın orta yerinde çocuk yapmak istiyor. Tam bu anda bir bakıyor ki Benvolio da orada, -çok önemli bir konu konuşuyorlardı çünkü öncesinde Charles’la-. Aile kavgalarını dinlemiyor Benvolio, sıkılıyor. Ama konu bir anda sekse gelinceee… Benvolio ikisine de dikkat kesiliyor. Gerçi bu ikilimizin ilk aile kavgası değil, o kadar çok giriyorlar ki birbirlerine. Muhtemelen çoğumuza tanıdık gelecek bu durum 🙂

Efendim burada bir molaya ihtiyacımız var artık. Temiz havamızı alıp sahneye döndüğümüzde ise vakit artık Elizabeth’i teselli etme vakti. Bu görevi de kendine biçen karakterimiz Horatio. Onu ağlarken görünce içindeki insan sevgisiyle onu mutlu etmeye çalışıyor. Elizabeth’i açmak, hareketlendirmek, onun hayata tekrar karışmasını sağlamak, biraz iyi hissetmesine yardımcı olmak istiyor. Kendince başarılı oluyor da diyebiliriz. Elizabeth ağlamayı bırakıp tanıdığımız Elizabeth’e dönüşüyor. Her şey yerli yerinde, bugün de böylece bitiyor. Yarın görüşmek üzere!

 

10.12.2025 – Prova Günlüğü

Bugün üstümüzde bir nazar var. Ya düşüyoruz ya düşeyazıyoruz. Oyunun komedisinin yanına kendi farsımızı da katıyoruz 🙂

Günün konusu oyuncuların sahneleri. Gonzago’nun öldürülüşü pandomimine hazırlıkları, son provaları, oyun sahneleri derken birlikte oldukları tüm anları çalışıyoruz. Kimsenin metinden haberi yok, Benvolio hariç. Örneğin, Henry soytarı hayalini gerçekleştirebilecek bir rolü olabilir mi diye metne bakarken sayıyor: 1,2,3 oyuncu! Diğer ikisi kim? Bunu da bir endişeyle soruyor çünkü Henry için bu çok önemli, kendini maiyete tanıtmak; saraylıların gözüne girmek istiyor.

Charles ne durumda derseniz kendisi ekibi bir arada tutmanın derdinde, oyuncularının saçma sorularıyla artan öfkesi bir noktada onu yönlendiren şey oluyor. “Zehrin rengi ne, mimka yarına hazır olur” cümlelerinden sonra kim olsa sakinliğini koruyamazdı zaten, burada Charles’ı anlıyoruz, kolaylıklar diliyoruz. Bir yandan provayı yürütmeye çalışıyor ama dışarıda yükselen top sesleriyle birlikte Elizabeth düşüyor aklına. Tedirginliği artıyor, Elizabeth’in nereye gitmiş olabileceğini kestirmek mümkün değil çünkü. Bugünü burada bırakalım, arkası yarın. Görüşmek üzere, nazar boncuklarınızı eksik etmeyin.