Bir Sınır ihlal Deneyimi Olarak Kent - Rafet Arslan

Seminer dizisi, herkesin zorunlu olarak evlere kapandığı/kapatıldığı, kent deneyiminden uzaklaştırıldığı salgın günlerinde modern kent imgeleminin yarattığı düşlere doğru bir kazı denemesini amaçlar.

Modernin başlangıç döneminde Baudelaire’in kullandığı şok deyimi bu gün gündelik hayatın bütününü işgal eden bir şok deneyimine dönüşmüştür. Kentin karanlık yüzüne ışık tutan sanatsal, edebi ve komünal girişimleri bu gün hatırlamak, yaşadığımız güncel durumlar karşısında görünmez kılınan olasılıkları yoklamak mühimdir.

 

 

Psikocoğrafyaya Giriş

 

Şair Arthur Rimbaud gidemediği coğraflara dair hayali yolculuklar düzenledi önce. Ardından ressam Giorgio de Chirico 1911/1917 yılları arasında boş zaman, melankoli ve rüyanın kesiştiği bir dizi önemli kent resmine soyundu. Ivan Chtheglov kaleme aldığı “yeni bir kentçilik için reçete” bildirisini “şehirlerden çok sıkılıyoruz, artık hiç güneş tapınağı yok” cümleleri ile açıp işlevci mimariye sert salvolar yaptı. Psikocoğrafya terimi, psikoloji ve coğrafyanın kent akışı içinde kesişmesiyle, kentsel alanın davranışsal etkilerini araştıran düşün, yazın, oyun, film ya da deneylerin bütününü kapsar.

 Çokça anıla gelen Flaneur/ flanöz mirası yanında; kentte kaybolmak ve bulma (olasılık) pratikleri, rastlantı bilim, çılgın aşk, avangard miras, reddiye ile özgürlük arasında çapraz fikirlere, disiplinler arası bir gezinti.

 

 

Yok-yerlere Giriş

 

 Modern şehrin gelişimiyle baş gösteren kentsel kaos, kent kavrama dair bütünsel bakış açısını sorgulanır hale getirmiştir. Özellikle 68 sonrası düşünce pratiklerinde post-endüstriyel kentin yarattığı değersiz mekanlar, varoş alanlar, ölü doğalar, kimliksiz mekanlarla kurulan ve kurulamayan ilişkiler öne çıkmaya başlamıştır.Foucault’un toplumsalın içinde barındırdığı kriz ve sapma alanları üzerine çalışmalarından doğan Heterotopya kavramı bu duruma bir örnektir. Bunun yanında 80’li yıllarda bazı aktif sürrealist gruplar Atopos kavramını ortaya atarak, alternatif bazı kent arkeolojileri tutmaya başlamışlardır.

Seminerimiz Marc Auge’nin ‘non-places” terimine verdiği yeni anlamdan yola çıkarak edebiyat, sinema ve sanattaki yansımalarını da karşılaştırarak, yok-yer’ler üzerine düşünsel bir gezinti yapmayı amaçlamaktadır.

 

 

-Sokağın Alternatif Lehçelerine Giriş

 

20. Yüzyılla gelişen avangard sanatsal pratikler şiirle, müzikle, performans ile görsel sanatları birleştiren manifestolar yaratmışlardır. Bu manifestolar herkesin sanatçı olduğu bir toplumu yaratma tahayyülünü kentin sokaklarına, kalabalıklara seslenerek hayat geçirmek arzusu taşımışlardır. Eski çağların pagan geleneklerinden, ortaçağ karnavallarından, modern kentin içinde büyüyen alternatif kültürel pratiklere bakmak bu gün yaşadığımız kültürel iklimi de anlamak için önemlidir. Çünkü şenlik ile başkaldırı tarih boyunca baş başa ilerlemişlerdir. Hakim Bey mahlasını kullanan Amerikalı liberter düşünür Peter Lamborn Wilson’ın ortaya attığı T.A.Z. ve P.A.Z önerileri, Herbert Marcuse’un döneminde sola hakim olan sanat anlayışına eleştirileri ve karşı kültüre verdiği destekten, Beat kuşağı ya da Cobra sanatçılarının jazz müzik ile kurduğu bağlardan, kamusal sanat pratiklerine, 50’lerin gençlik isyanlarından punk kültüre, rave pratiklerinden internetin hakimiyetindeki bir dünyanın yeni kanallarına bir yolculuk.

 

 

Kentsel Ütopyalara Giriş

 

Daha 19. Yüzyılda modern kentin gelişim serüveni devam ederken Fransız düşünür Charles Fourier mimari ve kent planlaması uygulamalarına karşı sert uyarılar dile getirip, birlikçi bir şehir fikrini ortaya atmıştı. Ki Fourier’in ön reddiyesi haklı çıktı, peşi sıra gelen Paul Scheerbart’ın cam mimarisinin şeffaf bir toplum algı düşü önce big brother tarzı bir gözetleme toplumuna ve günümüzde sanal uzamın gönüllü teşhir evrenine açıldı.Keza Guy Debord’un hareket halinde dinamik kent düşünden Dark City tarzı disütopik denetim kenti, şimdiki gelecek içinde gündeme gelir oldu. Bu noktada Frankfurt okulunun eleştirel bakış açısından, mimar, sanatçı ve eylemci Constant’ın yeni babil planlarına değin 20. Yüzyılın kentsel ütopyalarını hatırlamak ve onları bu güne dair soru ve sorunlarla birlikte düşünmeyi amaçlamaktadır.

 

 

Rafet Arslan

 

 1990’lı yıllarla minör ve alternatif sanat/yazın çalışmalarına katıldı. 2000 yılında İzmir merkezli F451 bilimkurgu grubunun oluşumunda yer alıp, çeşitli seminer, gösterim ve radyo programlarının oluşumunda çalıştı. 2001 yılında Albemuth adlı bilimkurgu fanzininin çıkışına öncülük etti. 2005’te Sürrealizmi; sokak sanatı, performans ve güncel farklı pratiklerle yeniden ele alan Sürrealist Eylem Türkiye’nin oluşumunu hazırladı. Önce bu grup ve ardından devamındaki Periferi Kolektif ile Yıkım 2011, Bu 1 Situasyonist Sergi Değildir, Gerçeklik Terörü, Howl gibi disiplinler arası sanat projelerinin oluşumunda aktif rol aldı.E Edebiyat’tan Milliyet Sanat’a, Cey Sanat’tan Underground Poetix’e, Sanat Dünyamız’dan Ücra Şiir’e birçok dergiye katkı verdi.Çağdaş Sanat Manifestoları (6:45 Yayın, 2010), Ziggurat Terbiyecisi (Kült Neşriyat, 2004), Yıkımın Şafağında, P. K. Dick Kazıları (Sub Press, 2016), Kirli Çıkın (Upas Yayın, 2018), 3 Sürrealist (Simurg Art Yayınları, 2020) yayınlanmış kitaplarıdır.

 

 

Başlama tarihi ve saati: 1 aralık 2020 / 20.00-22.00 (4 hafta- salı)

Fiyat: 4 hafta tam 160TL, 4 hafta öğrenci 100TL

Tek ders ücreti tam 50TL, tek ders ücreti öğrenci 30TL