Balerin
2.
sezon

· KADRO

· BASINDA ÇIKANLAR

· SEANSLAR

BİLET AL



tarihinde oynanmaya başlandı.

 

Proje Danışmanı: Kemal Aydoğan

Tasarım, Yönetim, Koreografi: Bedirhan Dehmen

Yaratım, Dans: İlke Kodal

Sahne Tasarımı: Bengi Günay

Işık Tasarımı: İrfan Varlı

Ses Tasarımı ve Müzik: Utku Şilliler

Görseller: Murat Dürüm

Proje Asistanı: Belçim Yavuz

Süre: 50 dk.

Erim Ardal, Ezgi Zirek, Fidel Kılıç' a katkılarından dolayı teşekkür ederiz.

 

 

“Balerin”in çıkış noktası ne?

 

Bedirhan Dehmen: Dans ve bale dendiğinde, muhtemelen akıllara gelen ilk imge olan “Balerin”in gerçekliğini sorguluyoruz aslında. Fazla şablonlaşmış, tekdüzeleşmiş bir balerin algısı var: İşte tütüsü, point’leri (parmak ucunda durmasını ve dans etmesini sağlayan pabuçları), “beyaz”lığı, zarafeti, masumiyeti gibi…

 

Bu algıyı suda kırılmaya ve yabancılaştırmaya maruz bıraksak, “yamuk” bakarak onun kusursuzluğunu çarpıtmayı denesek, balerini insanlaştırsak ne olur? Balerinin hikayesinin satır aralarını ve sayfa kenarlarını okumak, aynadaki yansımasını esnetmek ve hatta çatırdatmak… Tüm bunlar, onun gerçekliğini yakalamamıza yardımcı olur mu?

 

Amaç, niyet?

 

İlke Kodal.: Evet, balerin pek çok insan için, ruhunu müzikle buluşturup izleyenlere ulaştıran, ışık yayan, hayranlık uyandıran ve hatta belki büyüleyen bir ilham kaynağı olabilir.

Sahne üzerinde gördüğümüz balerinin, görmediğimiz ve bilmediğimiz yönleri de var. Mesela, bir atlet gibi disiplinli ve yoğun bir çaba gerektiren zorlu bir yolda olması… Aynı zamanda, sürekli kendi fiziksel, psikolojik sınırlarıyla mücadele etmesini de araştırdık. Sonuçta, porselen bir süs bebek ya da müzik kutusunun içindeki, o kendi etrafında dönen bir obje olarak görülmemeli. Neticede o da bir insan.

Bu çalışma sürecinde, balerinin şimdiye kadar sahne üzerinde görmediğimiz yönlerini, iç dünyasındaki açılmamış kapılarını aralıyoruz ve kendisiyle en derinden yüzleştiği hallerine şahit olduğumuz bir yolculukta buluşuyoruz.

B.D. : Aslında hepsi, insan olduğumuz noktayı referans alarak, balerini daha yakından tanıyabilmek, ona biraz daha yakınlaşabilmek için. Teknik mükemmelliği kadar hatalarını, kusurlarını ve takıntılarını da görelim. Ondan beklenen, “yüksek standartları” gerçekleştirme yönündeki baskının yarattığı bedele ve içsel itirazlarına da kulak verelim. Sahnede gördüğümüz balerinin biricikliğini yakalayabilirsek, hepimizde ortak olan insani yönüyle de yüzleşebiliriz.

 

Eseri tarz olarak nasıl adlandırırsın ?

 

B.D.: Dans ve tiyatronun kesiştiği, iki disiplinin araçlarının birlikte kullanıldığı yaratıcı ve dinamik bir süreç işliyor. Tepeden zemine yansıtılacak fotoğraflarla, ilave bir görsel katman oluşturma denemelerimiz de var.

“Balerin”in bir Moda Sahnesi projesi olması dolayısıyla, buranın tiyatro geleneğinden gelen sahne ve ışık tasarımcılarıyla (Bengi Günay, İrfan Varlı) çalışmak gibi bir şansım oluştu. Kemal Aydoğan’ın projeye danışmanlık yapmayı kabul etmesi de, beni şimdiye kadar almadığım dramatik riskler alma, tiyatroya daha fazla yakınlaşma konusunda cesaretlendiriyor.

İ.K.: Daha önce yapılmamış bir çalışma olduğundan ne denir, nasıl denir aslında bilemiyorum. Dans, bale, tiyatro… Hepsinden biraz var. Doğaçlama çalışmalarıyla ilerliyoruz, bedensel ve içsel-psikolojik katmanlar içiçe geçiyor. Sanırım dans tiyatrosu diyebiliriz en bildiğimiz tabiriyle.

Çektiğimiz en büyük dert üretmek olsun!